Hayızlı iken oruç tutulur mu?
Bu sorunun cevabını daha önce verdik. Şu irtibata bakanız. Ancak orada yazdıklarımıza şunları da ilave edelim: Saçmalamak için ille de prof olmak gerekmez. Ya da saçmalamak profluğun bir lazim-i gayr-i müfariki değildir. (Ne anladıysanız)
"İslam akıl dinidir, mantık dinidir" gibi sözleri sıkça duyarız. Bu ifadeleri, eğer bilen kişiler ve doğru anlamlarında kullanırlarsa bunlarda bir sakınca olmayabilir, ancak doğru anlamlarında kullanılmazlarsa çok büyük yanlışlar oluştururlar, dinin insan aklından çıktığı, akıl ürünü olduğu intibaını verebilirler.
Bu ifadelerin doğru anlamı şudur:
İslam akla ve mantığa kapasiteleri ölçüsünde yer ve değer vermiştir, aklı, dini anlamanın bir aracı kılmıştır. Ancak hiç bir şey gücü üzerinde yük taşıyamaz. Aklın da üstesinden gelemeyeceği ve anlayamayacağı konular ve şairin ifadesiyle: "Bu terazi bu kadar sikleti çekmez" denebilecek şeyler vardır. Dinin temel prensipleri aklın anlayacağı alan değildir. Bununla beraber İslamın her hükmü makuldür. Onlar hiç olmasalardı akıl onları bulup yerli yerine koyamazdı ama olduktan sonra orada bulunmalarının makul ve anlamlı olduğunu kavrayabilir. Bu bir.
İkinci olarak, İslamın bir, aklın kapasitesini aşan temel esasları, bir de akla bırakılan bir yorum alanı vardır. Bu temel esaslar, iman esasları ve ibadetlerdir. Bunları, işaret ettiğimiz gibi, akıl bulup öyle yapamaz ve buralarda mantık yürütülmez. Akıl bunların ne kendilerini, ne de aksini ispat edebilir. Bunlar aklın ötesi (irrasyonel) ve imanın alanıdırlar. Bunları ancak Allah ve bir elçisi vasıtasıyla bildirir. İnananlar inanırlar inanmayanlar da inanmazlar. Dolayısıyla iman ve ibadet konularında benim mantığım bunu almıyor, ya da bu benim mantığıma çok uygun geliyor demenin fazla bir anlamı olmaz.
Buna göre kadının adetli iken namaz kılması, kılmaması, oruç tutması tutmaması, Kâbeyi tavaf etmesi etmemesi... tamamen ibedet meseleleridirler ve mantıkla hallolmazlar, ama bunların varolan hükümleri akılla ve mantıkla anlaşılabilir. Bu hükümlerin neler olduklarını ise yukarıda verdiğimiz irtibatı tıklayarak öğrenebilirsiniz.
Ayrıca bilmemiz gerekir ki, bunlar eskiden kalma sıradan alışkanlıklar ve bilgiler değildirler. Dinin bu yönü zaten duymaya dayalıdır ve biz böyle konuları Rasulüllahtan günümüze hep duyarak biliyoruz. Bu konularda bir başka bilgi vasıtamız yoktur. Bu sebeple de imana ve badetlere ilişkin konularda, Rasulüllahtan günümüze bütün İslam ümmetinin kabul edegeldiği şeyleri bu gün içtihadımızla ya da aklımızla değiştirme imkanına sahip değiliz. Böyle manevi bir tevatürle gelen hükümlere "zarurat-ı diniyye" denir. Bu ifade, dinden oldukları zorunlu bilgi ile bilinen şeyler demektir. Böyle hükümlere karşı çıkmak ise en hafif anlamıyla dalalettir, bazan da küfür olabilir.