Tasavvufu yaşamak
Benim verdiğim bu liste tasavvufu yaşama listesi değil, öğrenme listesidir. Bununla demek istediğimiz şudur: Bu kitapları okuyanlar tasavvuf hakkında nazari olarak doğru bilgiler alabilirler. Bu elbette bu konuda doğru bilgi veren başka kitaplar yoktur anlamına gelmediği gibi, bunlarda bulunan her bilginin tartışmasız doğru olduğu anlamına da gelmez. Bu kitaplar benim bildiğim okunmaya değer kitaplardan sadece bazılarıdırlar.
Tasavvufu yaşamaya gelince bu, tasavvufla neyi kastettiğimize bağlıdır. Eğer tasavvufla, sahabe-i kiramdan günümüze dek var olan Kitaba ve sünnete bağlı züht, ibadet, tefekkür ve ahlakı anlıyorsak –ki, gerçek tasavvuf da budur- bunu her zaman yaşayabiliriz, hatta yaşamalıyız. Çünkü bunları bizden Allah istemektedir. Nasıl yaşayabiliriz sorusuna pek çok cevaplar verilebilir. Bunların en önemlilerinden birisi, bunları yaşayan birlikteliklere katılmak ve tasavvufî ahlakı bu yolla elde etmektir. En kestirme ve en etkili yol budur. Ama insan bu temel özellikleri zor da olsa, tek başına da yaşayabilir. Yani tasavvufu yaşamak için ille de bir tarikata girmek gerekmez. Tasavvuf ayrı şey, tarikatlar ayrı şeydir. Tarikatlar tasavvufu uygulamayı hedefleyen mektepler ve mezheplerdir. Bir şeyi uygulamaya kalkışan her kes onu doğru uygulayamayabilir.
Ayrıca tasavvufu tarikatlarla yaşamak istemenin, yani birilerine katılmanın sayısız güzellikleri yanında riskleri de vardır. Çünkü birlikteliklerden maddi güçler de doğar ve birileri bunların cazibesine kapılıp insanları sömürebilirler. Ya da, samimi olsalar bile, Kitabı ve sünneti iyi bilmedikleri için insanlara şerbet yerine çamaşır suyu içirebilirler. Bağlılarının bireyliklerini, öğrenme ve sorgulama kabiliyetlerini öldürüp, onları kendilerine bağımlı kılar ve tek doğrunun kendi söyledikleri olduğunu onlara telkin edebilirler. Bütün bunlardan korunmanın yolu, cehaletten kurtulmaktır. Cehaletten kurtulmanın yolu da okumaktır. İslam’ın ilk emrinin oku olması hiç de tesadüf değildir. Ne garip bir manzaradır ki, Kuran’da ve sünnette çok açık ifadelerle bizi ilme çağıran, bunu teşvik eden, emreden yüzlerce nas bulunmasına rağmen bunlara itibar edilmez, gereği yerine getirilmez de, filan ayeti, falan hadisi zorlayarak şöyle yorumlarsak bundan tarikat anlaşılabilir, öyleyse tarikata girmelisiniz denmesine itibar edilir ve bu baîd teviller, o açık naslara tercih edilir! Bu anlayışı siz doğru buluyor musunuz?
Ülkemizde icrayı faaliyet eden tarikatların yüzde doksan dokuzunun cehalet içinde bulunduğunu, yüzde doksanının da tarikatın gücünü kullanarak insanları sömürmek için kurulduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Böyle olmayanlara elbette sözümüz yoktur.