tevessül
Tevessül konusunu inşallah -dualarınızla- çıkacak olan DUA, ZİKİR VE TEVESSÜL konulu kitapçığımda uzunca anlatacağım. Şimdilik şu kadarını söyleyeyim:
Tevessül, vesile edinme demektir. Kuranı Kerim'de Allah (cc) kendisinden yardım dilemek için müminlerin bir vesile edinmelerini emreder. "Ey müminler, Allaha karşı takvalı olun ve ona vesile arayın. Ve onun uğrunda cihad edin ki, felah bulasınız" der (5/35). Buradaki vesilenin, bir şey istemeye yüzünün olabilmesi için yapılacak ibadetler, hayır ve hasenat olduğu söylenir. Bunu anlatan bir ayeti kerime de vardır: "Ey müminler, Allah'tan sabır ve namazla yardım dileyin" (2/153) Demek ki, sabır ve namaz birer vesiledirler.
Diğer yönden hiç bir şey yapmadan, falancanın hakkı için, diye dua etmek meşru değildir ve bunun insanı şirke kadar götüreceği söylenmiştir. Çünkü hiç kimsenin Allah'ta bir hakkı ve alacağı yoktur ve bir insanın bir başkasının hakkı için isteyeceği bir şey olamaz.
Sahabe efendilerimizin döneminde "Rasulüllah hürmetine" diye onunla tevessül edilmiş ve Allah'tan yağmur istenmiştir. Onun vefatından sonra ise amca oğlu Abdullah bin Abbas'la tevessül edilmiştir. Bu olaylara bakan alimler durumu şöyle anlamışlardır:
Demek ki en azından Allah Rasulü'nün hayatında onunla tevessül edilebilir. Ancak burada da ince bir nokta vardır: Sahabe bu tevessülü kuru kuruya yapmamışlardır. Yani Allah'a şöyle dememişlerdir: "Muhammed (sa) senin iyi bir kulun, onu çok seviyorsun, o halde onun hakkı için bize yardım et". Çünkü bunun bir anlamı olmaz. Böyle bir talebe, o benim iyi kulumsa size ne? diye cevap verilebilir. Aksine onlar, Allah Rasulü'ne ittiba etmiş, onu izlemiş, gösterdiği çizgide yürümüş, sonra da bunu vesile edinerek onun hürmetine Allah'tan bir şeyler istemişlerdir. Onun hakkı için istememişlerdir.
Onun vefatından sonra ise Abdullah bin Abbas'la tevessül edildiğini göz önünde bulunduran İbn Teymiyye gibi alimler, demek ki, tevessül, ancak hayatta olan birisi ile yapılabilir. Eğer ölenle de tevessül edilebilseydi sahabe, Rasulüllah'ın vefatından sonra Abdullah'la değil, yine Hz. Peygamber'le tevessül ederlerdi, demiştir.
Ancak daha makul açıklama yapanlar meseleyi şöyle anlamışlardır: Asıl tevessül, insanın kendi amelleriyle olur, bunda şüphe yok. Ama Hz. Peygamber'le onun hürmetine diye tevessül etmek de mümkündür. Ne var ki, istenen zat o değildir, Allah'tır. Kaldı ki, bunun kuru kuruya olmasının da bir anlamı olmaz. İnsan onun bir sünnetini yaşar, onun yolunda olup olmadığını gözden geçirir, ya da ona bolca salat ve selam okur, ondan sonra Allah'tan, onun hürmetine diye istemeye yüzü olur. Aksi halde onun hürmetine diye istemesinin bir anlamı olmaz.Bu ölçülerle ve istediğini sadece Allah'tan (cc) istemesi şartıyla, Allah dostu olduğu bilinen birisiyle de tevessül edilebilir. Ancak bazı sufiyyenin, "Yetiş ya fülan, imdat ey filan" gibi sözleri ve evliyanın bunları duyup imdada koşacağına inanmaları elbette şirktir, bunlardan Allah'a sığınırız.