Adetli kadının oruç tutamayacağı, Kuranı Kerim okuyamayacağı ve namaz kılamayacağı Kuran'da zikredilmediği halde bunu söyleyenler neye dayanarak söylemektedirler. Böyle bir fetva kadının ibadet hakkını elinden almak olmaz mı? Diyelim ki, adet hali bir hastalıktır, o takdirde oruç kadına niçin yasak olsun? Hasta olanlar için Allah, ‘tutarlarsa bu onlar için daha iyi olur' dediğine göre adetli kadın da kendisini iyi hissedip orucunu tutarsa, diğer ibadetlerini yaparsa bu neden kabul olmasın?

Cevap

Bize bu konuda sık sık sorulan soruların özeti budur ve ne ilginçtir ki, bu fikirleri sadece medya karıştırmanları değil, ehli ilim olduklarından şüphe etmediğimiz bazı hocalar dahi dile getirmektedirler.

Sanki bu durumdaki kadınların ibadetlerine mani olunuyormuş gibi suallere muhatap olunca meseleyi bir kez daha ve bütün mezheplerin delilleri ile gözden geçirme lüzumu hissettik. Topladığımız sayfalarca metinleri uzun uzadıya serdetme yerine onların özet bir sonucunu vermekle yetineceğiz. Usul açısından şu soruların cevabıyla başlamamız meselenin anlaşılmasını kolaylaştıracaktır.

1.Konu neden eskiden tartışılmıyordu da şimdi gündeme geldi?

2.Mesele hangi usulle anlaşılmalıdır ki, doğru anlaşılabilsin?

3.İlgili naslar bu konuda neler söylemektedir?

Bu sorulara cevap verebilirsek, asıl sorunun cevabını da vermiş olacağımızı düşünüyoruz.

1. Birazcık bilgi felsefesi okuyanlar bilirler ki, bilgilenme büyük ölçüde sübjektif bir olaydır ve kuşatıldığı şartlardan etkilenir. Hiç kimse bu etkiden masun ve mahfuz olduğunu söyleyemez. Dolayısıyla insanoğlu için mutlak anlamda objektif bir bilgi olamaz. O halde anlık düşüncelerimizi evrensel hakikatler gibi görmemeliyiz. Eğer bu gün müslümanlar mağlup durumda olmasalardı ve Feminizm, pek çok müslüman bayan ya da erkeği dahi derinden etkilemiş olmasaydı biz bu savunmacı bilgi anlayışını asla sergilemez, modern düşünceye prim verme ihtiyacı duymaz ve adeta kadınlara hak dağıtma yarışına girmezdik. Oysa biz hak dağıtma mercii değiliz. Hak, herkesin hakkını tastamam vermiştir.

Bu görüngünün ortaya çıkış sebepleri arasında insanoğlunun kendini gösterme zaafını ve medyanın bunu körükleme özelliğini de zikretmek gerekir. Ama böyle düşünen herkesi bu kategoriye koymamız da haksızlık olabilir.

İslam'ın temel kaynaklarını inceleyenler açık bir şekilde göreceklerdir ki, ne Allah Rasulü'nün (sa) asrında, ne de ondan sonra günümüze kadar gelen on dört asırlık sürede bu konu bu şekilde hiçbir zaman tartışılmamış ve kadının adetli iken namaz kılamayacağı, oruç tutamayacağı, mescide giremeyeceği, Kuranı Kerime el süremeyeceği ittifakla / icma ile kabul edilegelmiştir.

İhtilaf sadece adetli kadının Kuran okuyup okuyamayacağı konusundadır. Bütün mezhepler, bu durumda Kuran da okuyamayacağını söylerlerken, Malikilerden bir içtihat, aslolanın okumaması olmakla beraber, eğer unutması söz konusu ise, yani bir zaruret varsa, adet özelliğindeki kan sürdükçe okuyabileceğini söyler. Ama kan kesilmiş, henüz tam temizlik ve yıkanma olmamış olduğu günlerde ise okuyamayacağını onlar da söylerler. Çünkü okuması bir zarurete mebnidir. Bu durumda ise zaruret yoktur. Biraz bekler, yıkanır ve öyle okur, derler. Kadının adetli iken taevaf yapamayacağı da nasla sabit ve herkesin bildiği bir şeydir. Sadece ziyaret tavafını kadın, yine zarurete binaen yapabilir diyenler vardır. Zaruret haliyle, normal halleri birbirine karıştırmamak gerekir.

2.Usule gelince

Adetli kadının oruç tutması ya da tutmaması, namaz kılması ya da kılmaması bir ibadet meselesidir (taabbudî bir meseledir). Ve hiçbir ibadetin bütün detayları Kuranı Kerim'de yer almamıştır. Zekâtın hangi mallardan, ne kadar ve ne zaman verileceği, orucu bozan ya da bozmayan şeylerin neler olduğu, namazın kaç vakit ve kaç rekat olduğu, hatta nasıl kılınacağı gibi yüzlerce detay Sünnet tarafından açıklanmıştır. Sünnet, kısaca, Hz. Peygamber'in Kuranı Kerimi tatbik biçimidir. Kuranı Kerim peygambersiz de anlaşılabilseydi, Allah onu bir şekilde kullarına ulaştırabilir ve hiç peygamber göndermezdi.

Bilindiği gibi, akide ve ibadetler konusu İslam'ın sabitelerindendir ve aklın alanı içerisinde değildir. Yani içtihada konu edilemezler. Böyle konularda olsa olsa mevcut nassı anlama içtihadı (ictihad-ı fehm) yapılabilir. Eğer bu konularda Allah rasulü'nden günümüze kesintisiz bir ittifak / icma varsa bunun dışına asla çıkılamaz. Çıkılır denirse bu yeni bir iddiadır ve delili de yoktur. Bektaşînin, ‘abdestsiz namaz olmazmış, ben kıldım, oldu' demesi gibidir. Yine de böyle bir konuda içtihad iddiasında bulunan olursa ona şöyle söylenir:

Naslar (hadisi şerifler) ve kesintisiz gelenek (icma) adetli bir kadının oruç tutamayacağını, Kuran okuyamayacağını, namaz kılamayacağını öyle ya da böyle bir delalet yoluyla söylüyor. Bu icmaya mesned olan hadislerin bir kısmı Buharî gibi sahih kaynaklardadır, bir kısmı da zayıf olsa da hadistir, aksine bilgiler bulunmadığı ve sahih olanları destekledikleri için bu hadisler selefi salihin tarafından amel edilmeye layık görülmüş ve sahabe asrından günümüze kadar müçtehit olduklarında hiç şüphe bulunmayan yüzlerce alimin kabulü olmuşlardır. Peygamberin yetiştirdiği toplum, meseleyi böyle anlamıştır. Günümüzde değil müçtehit olmaları, alim oldukları bile tartışılabilen bazı insanlar, tecasür gösterip aksini söylüyorlarsa, onların söylediklerini almaktansa, bir kısmı zayıf da olsa, bu hadisleri ve bu yüzlerce müçtehidin kanaatlerini almak hem aklen, hem şer'an, hem de vicdanen daha isabetlidir. Kaldı ki, bu görüşte olanlar sadece Sünnî mezhepler değildir. Diğerleri de aynı kanaattedirler. Ve sözü edilen hadisi şeriflerin bir kısmının zayıf olması, sahih olanların konuyu anlatmakta yetersiz oldukları anlamına gelmez.

3. Konunun naslardaki yeri

Kuranı Kerim'de, adetli kadınlar için, namaz kılmasınlar, oruç tutmasınlar denmediği doğrudur, ama tutabilirler de denmemektedir. O halde konunun hükmü başka naslardan anlaşılmalıdır. Kuranı Kerim'in adetle ilgili olarak söylediği şudur:"Sana adeti soruyorlar. De ki, o bir nevi sıkıntıdır. Öyleyse adetli günlerinde kadınlarla ilişkinizi kesin ve tertemiz oluncaya kadar da onlarla ilişkide bulunmayın. Tertemiz olduklarında ise onlara Allah'ın size emrettiği yerden yaklaşın. Allah çok tövbe edenleri ve tertemiz olanları sever". (Bakara 222).

Bu ayetin geliş (nüzul) sebebini Müslim'deki bir hadisi şerif açıklar: "Yahudiler ve (muhtemelen onlardan etkilenen) bazı Müslümanlar adet gören kadınla birlikte yemek yemez, evde beraber bulunmaz ve beraber oturmazlardı. Bu durumu bazı sahabîler Efendimize sordular ve bunun üzerine bu ayeti kerime indi". Ayetin ilk kelimesi, bir soru üzerine geldiğini zaten kendisi söylüyor. Cevap da elbette soruya uygun olacaktır. Bu ayet adetle ilgili her şeyi anlatmak için gelmedi ki, ayette oruç tutamayacağı, ya da Kuran okuyamayacağı söylenmiyor, o halde okuyabilir, tutabilir çıkarsaması yapılabilsin.

Bu tıpkı şuna benzer: Müşrikler kendilerine göre bazı hayvanların etlerinin yenmeyeceğini söyleyince inen ayeti kerime şöyle söyledi:

"De ki, bana vahyolunanlar arasında şunlardan başka haram bulamıyorum: Meyte, akan kan, domuz eti ki, o bir pisliktir, ya da Allah'tan başkası adına kesilmekle fısk olan hayvan..." (6/145). Yani sizin söylediklerinizden haram olanlar sadece bunlardır. (Bkz. İmam Şafiî, er-Risale)

Şimdi bu ayet çakalı, ayıyı, sırtlanı vb. saymıyor, o halde onlar helaldir diyebilir miyiz? Onların haramlığını başka naslardan çıkarıyoruz.

Peki bu mesele Hz. Peygamber'in zamanında nasıl anlaşılmış ve günümüze kadar nasıl gelmiştir?

Konunun fıkıhçılar tarafından atıfta bulunulan hadis-i şerifler ve onlar üzerine bina ettikleri hükümler şöyledir:

Hanefîlerin temel kaynaklarından Kâsânî, Bedayi'de: Adetli kadının orucunu ve namazını terk etmesi gerektiğinin dayanağının şu hadisi şerif olduğunu söyler:"Bir kadın gelip Hz. Aişe'ye sordu: Neden adetli kadın tutmadığı orucu kaza eder de kılmadığı namazı kaza etmez? Hz. Aişe (kızarak): Yoksa sen Harurî misin? Diye çıkıştı. (Harurî, Haricîlerin aşırılarından olanlardır. Dini konulardaki katılıklarıyla tanınırlar..)

"Bu sözüyle Hz. Aişe, soru soranın kanaatinin sünnete ve cemaate aykırı olduğunu anlatmak istemiştir. (Bkz. İbnü'l Esîr, en-Nihaye. H-r-r md.)

Kasânî devam eder: "Bu cevap, sorulan meselenin salt bir ibadet (taabbudî) olduğunu gösterir. (Yani mesele, üzerinde akılla hüküm verilecek bir mesele değildir) Anlaşılan o ki, Hz. Aişe'nin fetvası sahabeye ulaşmış ve hiç birisi de buna itiraz etmemiştir. O halde bu görüş, sahabenin icmaıdır." (Bedayi, IV, 191)

Eğer başka deliller olmasaydı, bu hadisi şerife dayanarak denebilirdi ki, burada adetli iken kadının sadece namazını kaza etmeyeceği, orucunu kaza edeceği söyleniyor. Oruç tutamayacağı söylenmiyor. Söylenmiyor, çünkü o mesele zaten müsellemdir ve onlar tarafından hiç tartışılmamaktadır.

Şafiîlerin temel kaynaklarından olan el-Mecmu'da Nevevî şunları söylerken aslında bu soruya da cevap vermektedir:

"Hz. Aişe'den gelen Müslim hadisine istinaden adetli kadının oruç tutması haramdır. Çünkü orada o şöyle söylemektedir: "Biz tutmadığımız oruçlarımızı kaza etmekle emrolunurduk ama kılmadığımız namazlarımızı kaza etmekle emrolunmazdık". Eğer denirse ki, hadiste orucun haram olduğuna değil, sadece tutmamanın caiz olduğuna delil vardır. Seferde olduğu gibi, oruç tutmak caiz olabilir ama vacip olmayabilir. Buna cevabımız (Nevevî) şudur: Sahabî kadınların ibadetler konusundaki titizlikleri ve yapılabilecek olanı yapmaktaki hırsları bilinmektedir. Bu durumda oruç caiz olsaydı, en azından bazıları bu halde iken de oruçlarını tutarlardı. Kaldı ki, Buharî ve Müslim hadisindeki şu cümle de adetliye orucun ve namazın haram olduğunu gösterir: "Siz kadınlar günlerce oruç tutmadan ve namaz kılmadan oturuyorsunuz, bu da sizin dininizdeki farklılığı göstermez mi?".

Bütün bunlara binaen bu ümmet, kadının adetli ve loğusa olduğu zamanlarında oruç tutmasının haram olduğu, tutarsa sahih olmayacağı konusunda icma ve ittifak etmiştir. Bu icmaı İbn Cerir et-Taberî ve başkaları da nakletmektedir. İmamu'l-Harameyn, bu durumda tutulan orucun sahih olmaması meselesi aklın (içtihadın) alanı değildir, der". (İmam Nevevî, el-Mecmû')

Hanbelîlerin temel kaynaklarından ve bütünüyle İslam fıkhının en önemli iki üç kitabından birisi olan el-Muğnî'de İbn Kudame şunları söyler: "... Adet namaz ve oruca engeldir. Bu hüküm şu delillerden çıkar:

1. Hz Peygamber kadınların dindeki farklılıklarından söz ederken, ‘biriniz adetli iken oruç tutmaz, namaz kılmaz, değil mi?'. Buyurdu. (Buharî).

2. Hz. Peygamber Fatıma bint. Hubeyş adlı kadına: ‘Adet olduğunda namazını bırak...' dedi. (el-Muğnî, Mesele 446)

İmamiyye'den Zeyneddin b. Ali, er-Ravda el-behiyye adlı serinde şöyle diyor:Adetli kadının hangi türlü olursa olsun namaz kılması ve oruç tutması haramdır. Sonradan kılmadığı namazlarını kaza etmez ama tutmadığı oruçlarını kaza eder. Bu farkın sebebi, nassın bunu farklı bildirmesidir (bu bir içtihat konusu değildir) (Adı geçen kitap, Gusül bahsi)

Ezher'in yayımlanan 100 yıllık fetvalarında:

"Adet ve loğusalık, namazın ve orucun sahih olmayacağı şerî özürlerdendir" denir.Suudda Fetva Dairesi Başkanlığının Yayımlamakta olduğu "Fetâva el-Lecne ed-Dâime adlı fetva külliyatı aynı hükümleri tekrarlıyor ve adetli kadının namaz kılmasının caiz olmadığını söylüyor.. (Fetva No: 1545, 3684)

İbn Hazm Muhalla'da adetin orucu bozduğunu (Mesele 764), adetli iken oruç tutan kadının Allaha ası olduğunu söylüyor. (Mesele 785), İşte klasiğiyle moderniyle İslam fıkhının konu hakkındaki görüşleri bunlardır.

Bütün bunlardan sonra kadınların adetli oldukları zamanlarda da oruç tutabileceklerini söylemenin mantığını anlamak zordur. Bunun sebepleri konusunda yeni bir şey söyleme merakı, insanın aklına gelen ilk saik oluyor.

Sonra böyle bir çıkış kadınlara bir hak tanımak mıdır yoksa haklarını ellerinden almak mıdır? Şahsen ben de belli günlerde namazdan ve oruçtan muaf tutulmayı çok isterdim. Olsaydı bunu bir eksiklik değil, bir ayrıcalık sayardım. Kaldı ki, yine fıkıhçıların dediklerine göre, kadın nasıl sair günlerinde oruç tutup namaz kılmakla Allahın emrini yerine getiriyor ve ibadet ediyorsa, o günlerde namazı ve orucu bırakmakla da Allahın emrini yerine getiriyor ve ibadet ediyor demektir.

Yıllardır usulü fıkıh çalışan ve öğreten birisi olarak şunu söylememe müsaade buyurulur mu, bilemiyorum. Bizim meselemiz usul meselesidir. İyi bir usulü fıkıh formasyonu alamayanlar farklı zamanlarda aykırı ve tutarsız fetvalar verebilirler. Kısaca ‘vusulsüzlüğümüz usulsüzlüğümüz sebebiyledir".

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

bu yazıya ait 15 yorum var

comment addKendi yorumunu ekle

arrow

  • 1 |

    elinize sağlık

    16.10.2008 tarihinde , Aykut demiş ki

    Hocam sorunun cevabı da dahil herkesin haddini bilerek konuşması gerektiğini zımnen söylemişsiniz zaten en büyük problemimiz okuyan bir toplum olmamamıza rağmen herşeyden ahkam kesmeye çalışmamızdır.

    vote 5.4 Katılıyor musunuz?  evet (465)  /  hayır (394)

  • 2 |

    katılmıyorum

    16.10.2008 tarihinde , muhammed demiş ki

    1-Hocam görüşlerinizi arkadaşım fatih hocamın kanalıyla öğrendim/okudum.sadece şunu söylemek istiyorum.Şu söz sizce neyi anlatır;'mevrid-i nas'da içtihada mesağ yoktur?

    2-[002.184] [FK]" İçinizden kim hasta ya da yolcu olursa tutmadığı günler sayısınca sonraki günlerde oruç tutar. Oruca dayanamayanların bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir. Kim gönüllü olarak bundan daha fazlasını verirse, bu onun için daha hayırlıdır. Ayrıca, eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır."

    Yukardaki ayette " eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır."İfadesi sizce neyi anlatmak istemiştir.Burda kadınların durumunu haşa unutmuşmudur,neden burada tutmak yasaklanmak istenmiyor bilakis tutulmasının daha evla olduğu ifade ediliyor.Buna rağmen ayetler ortada dururken neden sağlamlığı tartışmalı olan hadislere itibar ediliyor.zira Allah kur-an-ı kerimi kendisinin bizzat koruması altında olduğunu söylerken hadisleri bu güvenli kategoriye koymamıştır.

    comment Faruk Beşer'in yoruma cevabı

    Ayetleri bu kadarcık anlayan insanların böyle ahkam kesmesi ayıp olmuyor mu?

    vote 5.2 Katılıyor musunuz?  evet (385)  /  hayır (359)

  • 3 |

    Adetli Kadının Orucu

    17.10.2008 tarihinde , Hakan demiş ki

    Prof. Dr. Abdulaziz BAYINDIR Hoca:

    Bakara 2/222 ayeti âdet halini eziyet saymıştır. Eziyet insana sıkıntı veren şeydir. Hastalık da bir eziyettir. Zaten kadınlar âdet halini hastalık sayarlar. Allah Teâlâ hasta ve yolculara oruç tutmama ruhsatı verdikten sonra şöyle demiştir: وَأَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ “...bilseniz oruç tutmanız daha hayırlıdır.” (Bakara 2/184)

    Ramazanda oruç tutmama ruhsatını kullanan hasta, o günlerin orucunu daha sonra tutar. Âdetli kadın da öyledir. Oruç tutmama, onun için de ruhsattır. Eğer âdet hali oruca engel olsaydı kadın, âdetli günlerinde kılamadığı namazları daha sonra kılmadığı gibi tutamadığı oruçları da daha sonra tutmazdı.

    Fakihler, âdetli kadının Ramazan’da oruç tutmasını yasaklar sonra da kaza ettirirler. Edasını yasakladıkları bir ibadetin kaza edilmesini isterken hangi delile dayandıklarını söylemezler. Hâlbuki Allah, oruç ibadetini, diğer ibadetlerden farklı olarak genişçe anlatmış ve şöyle demiştir:

    “Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; onlara yaklaşmayın. Allah âyetlerini insanlara böyle açıklar, belki sakınırlar.” (Bakara 2/187)

    Allah Kur’ân’da orucun sınırını belirlemiş ve âdeti oruca engel görmemiştir. Peygamberimizden de böyle bir rivayet yoktur. Öyle ise âdeti oruca engel görmek sınırlara yaklaşmak değil, onları aşmak olur. Buna da kimsenin hakkı yoktur.

    http://www.suleymaniyevakfi.org/modules/nsections/index.php?op=viewarticle&artid=73

    Şimdi biz adetli kadının oruç tutup-tutmamasında ne yapacaz??? Hangi görüşe itibar edecez???

    comment Faruk Beşer'in yoruma cevabı

    Bunca açıklamalardan bir şey anlaşılmadı ise bu suçun tamamı bendenizin olmamalı.

    vote 4.9 Katılıyor musunuz?  evet (320)  /  hayır (330)

  • 4 |

    yorumuma verilen cevabın...

    18.10.2008 tarihinde , muhammed demiş ki

    Selamlar muhterem hocam. sizi mehtap tv den seyrediyorum, en çok izlediğim ve fetvalarını tasvip ettiğim ilahiyatçı hocalarımdansınız. İslamı sadece konuşan değil özüyle sözüyle eylemleriyle bizzat yaşayan sahih bir şahsiyet olarak görüyorum hocam. sitenizide mümkün olduğunca takip etmeye çalışıyorum. Enetelektüel bilginiz ve potansiyeliniz bizi kendinize bağlıyor ve izlettirmeyi başarıyorsunuz. Gel gör ki hocam her şeyi sadece en doğru siz anlayacaksanız diye bir şey olduğuna dair kural yoktur. Zira magazin ilahiyatçılarını saymazsak onların hepimizin malumudur, gerek Sayın Abdülaziz bayındır ve gerekse s.ateş de sizin görüşünüze katılmıyor namaz konusunda s.ateş farklı söylese de Abdülaziz hocamda oruç konusunda tutabileceği ama namaz kılamayacağını bu ayetten çıkararak söylüyorlar. Adet halindeki bir bayanın rahatsızlığı hastalık kategorisinde sayılmıyorsa o başka. Yani bu ayeti daha detaylı bize anlatırsanız sizlere müteşekkir kalacağım.

    zümer 18.ayet bize sözlerin en doğrusuna yönelmemizi salık veriyor hcm eğer siz ayeti açıklayıp da bizim çarpıklığımızı ortaya koyarsanız ben bu ayete ters düşmüş olurum ki bundan YÜCE ALLAH’A SIĞINIRIM. O halde siz haklısınızdır."Onlar ki, sözü dinler ve onun en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahipleridir."

    Sayın hocam bu yazımı benim o ayeti doğru anlamadığımı ironi yaparak dile getirmenizdendir.

    comment Faruk Beşer'in yoruma cevabı

    Doğrusu dediğinizi tam olarak anlamadım, ama şunu söyleyeyim: Nefsimizi tatmine uğraşmamalıyız, doğruları anlamaya çalışmalıyız. Bizim dediğimizin doğru olması değil, doğru olanın ortaya çıkması önemlidir. Biraz usul bilgisi olanlar konuyla ilgili olarak bizim anlattıklarımızın ne anlama geldiğini anlarlar ve işin doğrusunu görürler. Böyle bir bilgisi olmayanlar da lütfen ya bu bilgiyi öğrenip öyle konuşsun ya da usul bilgisi olanlara sorsun, asıl onlar her şeyi analamaya kalkmasınlar.

    vote 4.7 Katılıyor musunuz?  evet (318)  /  hayır (361)

  • 5 |

    orucun şartlarına dair

    18.10.2008 tarihinde , MURAT KELEŞ demiş ki

    Hanefîlere göre orucun şartları şunlardır:

    1-Müslüman olmak:

    2- Akıllı olmak:

    3- Ergenlik çağına ulaşmak; Çocuklara temyiz gücüne sahip de olsalar oruç farz değildir.

    4- Sıhhatli olmak:

    5- Mukim olmak:

    6- Hayız ve nifastan temiz olmak: Hayız ve nifas halindeki kadınların oruç tutmaları sahih değildir. Bu durumda iken tutamadıkları oruçlarım kaza ederler.

    7- Niyet: Niyetsiz oruç sahih değildir, ibadetle adeti birbirinden ayıran şey, niyettir. Nitekim, hastalık sebebiyle perhiz yapan bir kimse, ibadet niyeti olmadığı için oruçlu sayılmaz

    Yani şunu sormal lazım muhammet hcm imam ebu hanife bu şartları belirlerken öznel bir tavırla seçmiyor değil mi bu maddeleri muhakkak her hükümde islamın kaynaklarından birilerine dayandırılarak koyuyor malumunuzdur ki bir kişinin imam olabilmesi için de binlerce hadisi ravisi ile bilmek gibi bir özelliğe sahip oolmasıdır. bu konu ile ilgili yüzlerce yıldır bir ihtilafın olmayışında bir hikmet yok mudur sizce?

    comment Faruk Beşer'in yoruma cevabı

    Dedikleriniz doğru ama delillendirmeniz isabetli değil.

    vote 5.3 Katılıyor musunuz?  evet (378)  /  hayır (331)

  • 6 |

    murat keleş'e

    19.10.2008 tarihinde , muhammed demiş ki

    murat bey görüşlerinize ve hanefilerin görüşüne son derece saygı duyuyorum,ne var ki ahirette biz mezheplerin görüşlerine göre değil Kur-an ve sahih sünnete göre hesaba çekileceğiz.zuhruf/43 ayet de bu güzel anlatılır.Mezhepler anlayış farklılıklarından doğmuştur,bu anlayışa bir mezhep katılırken diğeri onun görüşünü yeterli bir delil olarak görmediği için zaten kendisi karşı görüş bildirmiştir.Onun için hanefinin görüşü =kur-an'ın görüşü demek değildir.Hanefilerin islamdan anladıklarıdır,içtihadları doğruysa iki sevap,yanlışsa bir sevap alırlar diye bir hadise vardır.saygılar.

    vote 4.7 Katılıyor musunuz?  evet (320)  /  hayır (367)

  • 7 |

    Oturduğumuz Yeri Bİlmeli...

    02.11.2008 tarihinde , batu demiş ki

    Hakikaten Sayın Hocamın da ifade ettiği gibi, ayetleri bu insanlar nasıl anlıyorlar.. Şa'ri'nin üzerinde önemle durduğu bu ve benzeri hususlarda herkesin söyleyecek bi sözü var maşallah... Arkadaşların eğitim seviyesini bilemiyorum tabiki.. Ama İlahiyatta aldığımız usulü fıkıh bilgisiyle bile hükme varmaya çalışmak bendenize ters geliyor. Evvela kadrimizi bilelim, haddimizi aşmayalım ki... Rabbim merhamet etsin...

    Vesselam...

    vote 4.1 Katılıyor musunuz?  evet (319)  /  hayır (452)

  • 8 |

    Sarılacağımız iki ip

    02.11.2008 tarihinde , halime demiş ki

    Yorumlarda hadislere söz hakkı vermiyoruz sanki. Efendimize itaati, Onu örnek almayı emreden, Allhın bizi sevmesinin şartı olarak zikredilen ayetleri unutmuyoruz değil mi

    vote 5.0 Katılıyor musunuz?  evet (341)  /  hayır (343)

  • 9 |

    Bayındır hocaya

    08.01.2009 tarihinde , Sedat Can demiş ki

    "Allah Kur’ân’da orucun sınırını belirlemiş ve âdeti oruca engel görmemiştir. Peygamberimizden de böyle bir rivayet yoktur. Öyle ise âdeti oruca engel görmek sınırlara yaklaşmak değil, onları aşmak olur. Buna da kimsenin hakkı yoktur."

    Bayındır Hoca Peygamberimizden rivayet yoktur diyor ama;Yukarıdan hocamızın zikrettiği Hz. Aişe'den gelen rivayetleri bilmiyor mu acaba?

    Yine

    "Fakihler, âdetli kadının Ramazan’da oruç tutmasını yasaklar sonra da kaza ettirirler. Edasını yasakladıkları bir ibadetin kaza edilmesini isterken hangi delile dayandıklarını söylemezler." diyor ama:

    Fakihlerin hangi delile dayandıklarını yukarıdaki kısacık yazıda ben bile görebiliyorum.

    Bir kadın gelip Hz. Aişe'ye sordu: Neden adetli kadın tutmadığı orucu kaza eder de kılmadığı namazı kaza etmez? Hz. Aişe (kızarak): Yoksa sen Harurî misin? Diye çıkıştı.

    Üstelik başka delilleri olmadığı anlamına da gelmiyor yukarıda geçmemesi değil mi?

    vote 5.3 Katılıyor musunuz?  evet (128)  /  hayır (115)

  • 10 |

    selam

    23.10.2009 tarihinde , mahsunkul demiş ki

    bu konuda süleyman ateş hocanın çok güzel bir yorumu olmuştu zamanında. adetli kadına cinsel ilişkiden başka herşeyin helal olduğunu söylüyordu. önyargılardan uzak bir şekilde okumanızı tavsiye ederim...

    sevgilerimle:)

    comment Faruk Beşer'in yoruma cevabı

    Ben de size ön yargılardan uzak ve bilgiye dayalı olarak okumanızı tavsıye ederim. İşin doğrusunu bilmedikten sonra ne kadar ön yargısız olursanız olun, ne ifade eder?

    vote 5.3 Katılıyor musunuz?  evet (96)  /  hayır (85)

  • 11 |

    adetli kadın oruç tutar

    13.11.2009 tarihinde , adem demiş ki

    kuran oruç tutamamayı 1-hastalık ve 2-yolculuk şartına bağlamıştır,oruç ile abdestin doğrudan ilgisi yoktur.

    makalenizde de delil olarak zikrettiğiniz BUHARİ hadisi ,kadınların ramazanda oruçlarını "kaza" ettiklerini söylüyor,kaza kelimesi kuranda namaz için kullanıldığında:"İBADETİ VAKTİNDE YAPMAK ,YANİ EDA ETMEK "ANLAMINDADIR.(örnek cuma suresi 10. ayet:"fe iza kuziyetis salatü:cuma namazı kaza edildiğinde ;yani cumayı eda edip kıldığınızda...9)

    yani peygamber zamanında kadınlar oruçlarını ramazanda tutuyorlardı.elbette kadının adeti ağır geçiyorsa hasta sayılır.

    buradan tüm müslümanlara sesleniyorum,lütfen yeni yaklaşımları sapıklık olarak değerlendirmeyelim,bu insanlar ne diyor,delillerine bir bakalım,sonra eğer tatmin olursak kabul edelim,kimse kimseyi zorlamıyor ki,sadece bilgiye değer verelim

    siz de hocam,yukarıdaki bilginin lütfen değerlendirmesini yaparmısınız,kuranda kaza ibadetler için "eda" anlamında kullanılıyor mu,ne dersiniz teşekkür ederim

    comment Faruk Beşer'in yoruma cevabı

    "yeni yaklaşımları sapıklık olarak değerlendirmeyelim" ama yeni bir şey söyleyeceğiz diye usulsüz, bilgisiz de konuşmayalım. Hakkında konuşup, öteye beriye çektiğimiz şeyin, Allah'ın dini olduğunu unutmayalım.

    vote 5.2 Katılıyor musunuz?  evet (95)  /  hayır (89)

  • 12 |

    teslimiyet

    10.12.2009 tarihinde , ince mehmet demiş ki

    ümmetin icma ettiği bir konu üzerine tartışmayı beyhude olarak değerlendiriyorum

    vote 5.1 Katılıyor musunuz?  evet (101)  /  hayır (99)

  • 13 |

    Adet hali hastalıktır.

    31.12.2009 tarihinde , Türkoğlu demiş ki

    Sevgili arkadaşlar ben burada Faruk hocamın fikirlerinin daha isabetli olduğunu savunuyorum.Birde şu hususu dikkate almamız gerektiğini söylüyorum.Yukardaki yorumcuların biri hariç tamamı erkek,ayeti kerimeyi iyi tahlil ettiğimizde " İçinizden kim hasta ya da yolcu olursa tutmadığı günler sayısınca sonraki günlerde oruç tutar. Oruca dayanamayanların bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir. Kim gönüllü olarak bundan daha fazlasını verirse, bu onun için daha hayırlıdır. Ayrıca, eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır."(Bakara 184)buyuruluyor.Adetli bir bayana sormak lazım adet günleri onlar için bir hastalık mıdır yoksa değilmidir.Vucut denegelerinde bir değişim söz konusumudur değilmidir?Öyle zannediyorum eza dan kasıt kadınlara sıkıntı vermesi ve hastalık olmasıdır.Tıbbende kadınların adetli zamanlarında sağlıklarının değişime uğradığı tesbit edilmiştir.Bu durumda ayeti kerime ve hadisi şerif de kastedilen benim düşünceme göre adetli zamanlarda orucun tutulamayacağı hususudur.Çünkü hanımlar o günlerde hastadırlar ve gergin bir halleride mevcuttur.

    comment Faruk Beşer'in yoruma cevabı

    Teşekkür ederim, ama bu vesile ile herkese iki kelime daha edelim:
    1.Din akılla oluşturulmaz
    2.Kuranı kerimin farklı adlarla zikrettiği şeylere aynı hükükmler verilemez: Bir yerde hastalık diyor ve onun hükmünü veriyor. Bir yerde de eza diyor ve onun hükmünü de elçisi veriyor. Bize düşen bu iki kaynaktan anladıklarımıza uymak, anlamadığımız konularda da Rasulüllahtan bu güne anlayanlara uymak. Gerisi lafı güzaf.

    vote 5.6 Katılıyor musunuz?  evet (105)  /  hayır (83)