Kadir Gündüz, Havva Karademir, Süleyman Kaya, Hakan Yılmaz, Arzu 129, hkalp, Yalçın / Semiramis, Ali Acar, Muhammed Coşkun, Harun Küçük ve Serap ugsearto´nun değişik zamanlarda sordukları sorunun cevabı.

KURÂNI KERİM VE BAŞÖRTÜSÜ

Mümin ve Müslüman olan insanlar prensip olarak Kuran´ın emir ve yasaklarına uyulması gerektiğinde hemfikirdirler. Ancak neyin Kuranda bulunduğu neyin bulunmadığı konusu o kadar kolay anlaşılır değildir. Bunu tespit için metodoloji ve bir suje/anlayan olarak insanın tavrı önemlidir. Metodoloji önemlidir, çünkü Kuran da bir metindir ve onun ne olduğu, kimi muhatap aldığı, ne yapmak istediği ve bu isteğini ifade etmek için kullandığı araçlar bilinmeden onun anlaşılması mümkün olamaz. Bu anlamanın bir aktörü olarak insanın tavrı da önemlidir çünkü onu, o ne ise o olarak mı, yoksa kendisi ne istiyorsa öyle mi anlayacak olması, sonucu değiştirir. Böyle kısa bir yazıda elbette Kuran´ı Kerim´i anlama metodu üzerine söylenebilecek her şeyi söylememiz ne mümkün ne de uygundur. Ama şu kadarını zikretmemiz de gereklidir:

  1. Kurânı Kerimin, kendisinin de on bir kez vurguladığı gibi o Arapça bir metindir ve bunun anlamlarından biri, onu doğru anlamanın ancak bu dilin kuralları içerisinde mümkün olacağıdır. Dilinin elvermediği hiç bir mana ona nispet edilemez.
  2. Dili açısından Kuran´ın ne söylemek istediğini en iyi anlama durumunda olanlar elbette onun ilk muhatapları idi ve onların, özellikle de ittifakla anladıkları bir mananın onda bulunmadığını, ya da onun aksinin olduğunu söylemek imkansız ve mantıksızdır. Bu elbette Kuranda bulunan her mananın onlar tarafından ortaya konduğu ve artık onda başka hiçbir mananın çıkarılamayacağı anlamına gelmez. Çünkü Kurânın sürekli açılacağını da onun bizzat kendisi söylemektedir.
  3. Kuranın manaları ya bizzat onun direkt (ibare ve mantuk) ve dolaylı (işaret) olarak lafızlarından, ya da bu lafızların gereğinden ve tabii sonucundan (iktiza ve mefhum) anlaşılır. Bu da yine onun dili demektir. Çünkü benim, arkadaşıma, onunla ortak olduğumuz bir mal için: “bunun üçte ikisi benimdir” demem, üçte birisinin onun olduğunu söylemiş olmam anlamını da içerir. İşte bu anlamların birincisi direkt olarak lafızdan, ikincisi ise o lafzın iktiza ve mefhumundan anlaşılan manalardır ve her iki mana da bu sözde mevcuttur. Ama “kalanı da bölüşmeliyiz” manası bu sözde yoktur. Yani bu söz ona ihtimalli değildir.

Bu kısa metot bilgisinden sonra başörtüsü meselesini, yani kadınların başlarını kapatmasının hükmünü Kurandan anlamaya çalışırsak karşımıza çıkan durum şudur: Herkesin bildiği gibi, Nûr Suresi 31. Ayette Allah (cc) kadınların ziynetlerini (süslerini ya da güzelliklerini), sayılan kimseler dışındakilere göstermemelerini ve başörtülerini (hımarlarını) yakalarının (ceyblerinin) üzerlerine dökmelerini emretmektedir. “Ceyb” (ç. Cüyûb) gömlek ya da hırka gibi giysilerin, boyun altından düğme ile açılan yırtmaç yeridir.

Yani, başörtülerle örtülmesi istenen yer, çenenin altına tekabul eden ve bizim “döş” dediğimiz bölgedir. “Ceyb” aslında bedende değil elbisede bulunur. Ama bununla kastedilen şeyin ceybin kendisi değil, bulunduğu yer olduğu açıktır. Keza ziynetten kastedilen de onun bulunduğu bölgedir. Yoksa takı anlamındaki ziynetlerin bizzat kendilerinin gösterilmemesinin bir anlamı yoktur. Şimdi bu ifadeden direkt olarak anlaşılan birinci mana, kadınların döşlerini de kapatmaları gereğidir. Ama hedef sadece bu olsaydı Allah (cc) “Ceyblerini de/döşlerini de kapatsınlar” derdi. Başörtüleri/hımarları ile kapatsınlar denmiş olması, tabii olarak bunun da bir anlamının olmasını, ve başın örtüsünün de bulunmasını gerektirir. Yani bu mana, bu ifadenin dilinin bir gereği/iktizasıdır.

Eğer istenen şey sadece döşlerinin kapatılması olsaydı böyle söylemekle Allah, fazladan ve gereksiz bir kelime kullanmış olurdu. Biz bir insana mesela: “Gömleğinizle diz kapaklarınızı örtün” demiş olsak, ona sadece dizinin örtülmesi gerektiğini anlatmış olmayız. Bunu kastetmiş olsaydık, “dizleriniz örtülü olsun” derdik. Aksine bunun anlamı; gömlek bulunsun, o örteceği yerleri örtsün ve de diz kapaklarını örtecek şekilde uzun olsun, oraları da onunla örtün demektir. Ya da meclis iç tüzüğüne konan kravat takma mecburiyetini, Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti´nin: “İstenen şey, kravat takılmasıdır. Bunun boyuna takılacağı tasrih edilmemiştir. Binaenaleyh, ben meclise girsem, kravatı yine belime bağlayarak girerim” şeklinde yorumlaması elbette sadece bir espri ve muziplik olarak görülebilir.

Konu ili ilgili ikinci ayet-i kerime Ahzâb Suresi 59. ayetidir. Orada da Allah (cc) şöyle der: “Ey Nebi! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle cilbablarının bir bölümünü üzerlerine atsınlar. Böyle yapmaları tanınmalarının, böylece de taciz edilmemelerinin en uygun yoludur. Allah Ğafûrdur, Rahîmdir”. “Cilbâb” da “Hımâr” gibi başa atılan, ama ondan daha büyük olup bedenin büyük bir kısmını örten atkı gibi bir üstlüktür. Mümin kadınların bir dış elbisesidir ve bir bakıma da alamet-i farikasıdır. Burada da “Üzerlerine atmak”tan sözedilir. Eğer bu “üzerleri” ni en üst noktalarından başlatacaksak böylece başın da kapalı olacağı anlaşılır. Eğer omuzlardan başlatacaksak, omuzlara atılan bir giysinin, atılmış olması için daha yukarılarda olması gereği de ortadadır. Yani her halü kârda bu ifade de başın kapalı olmasını gerektirir. Buradaki bir başka önemli husus, kadınların üzerlerine atacakları bu üstlüğün, onların tanınmamasını değil, tanınmasını sağlamasıdır. Oysa örtü insanın kim olduğunu gizleyen bir araçtır. Öyleyse bununla da kastedilen şey; Ayşe mi Fatma mı oldukları tanınsın değil, mümin ve iffetli oldukları tanınsın da kimse kendilerini rahatsız etmesindir.

Görüldüğü gibi, eğer başka hiçbir delil bulunmasaydı dahi Kuranın dilini birazcık bilen ve kendi ideolojisine destek arama gibi bir maksadı bulunmayan her sağlam insan sadece bu iki ayetten dahi kadınların başlarının kapatılması gereğini rahatlıkla anlayabilirdi. Ayrıca biz biliyoruz ki, Hz. Peygamber bu ayetlerden ve bütünüyle İslam´dan, kadınların tesettürünün başlarını da kapsadığını anlamış, kendi hanımlarına böyle uygulatmış ve arkadaşlarının/sahabenin hanımları da aynı şeyi yapmışlardır. Bütün bunlarla beraber Hz. Peygamberden günümüze bütün İslam alimlerinin bunu böyle anlamış olmaları ve kesintisiz bir kabulle bunun bize kadar böyle gelmiş olması, baş örtmenin kadınlar için dinde gerekli olduğunun ve bu ayetlerin anlamlarının böyle olduğunun en önemli delilidir.

Buna felsefî anlamda gelenek, ya da yaşayan sünnet, hatta yaşayan Kuran diyebiliriz ve İmam Malik´in de ısrarla üzerinde durduğu gibi bu bir bakıma manevi tevatürdür. Kastı mahsusası olmayanlar için reddi mümkün değildir. Özetle, mümin kadınların başlarını örtmeleri Kurânın bir emridir. Bunu sünnet böyle beyan etmiş ve uygulamıştır. O günden bu güne de bu anlayış, aksine hiçbir görüşle sekteye uğramadan manevi bir icma olarak kabul edilmiştir. Aksini iddia etme İslam akidesi açısından da tehlikeli bir noktada olma demektir. Çünkü İslam ne ise odur. O kendini kendi tanımlar. İnsanlar onu kendini tanımladığı gibi kabul ederler ya da etmezler. Ama değiştirme hakları olmamalıdır. Başörtüsünün değişik şartlarda çıkarılıp çıkarılamayacağı ise ayrı bir husustur ve bu da ancak zamansal, lokal, kişisel bir fetva olabilir. Genellenebilecek bir fıkıh olamaz. Yine de böyle zamansal bir fetvanın dahi çok kolay olamayacağı bir gerçektir. Çünkü dinler, ideolojiler ve düşünceler sembolleriyle varolabilirler. Tesettür ise İslam´da sadece kadının değil, bütünüyle İslamın sembollerinden biridir. Belki de en önemli sembolüdür.

Medeniyet dönüştürmek isteyenlerin modernleşmeyi kadınların tesettürden çıkması ile özdeş görmeleri, bu sebeple anlamsız değildir. Modernleşmenin İslam dünyasına kadın üzerinden taşınmış olması da çok manidardır. Bu konu üzerende bunca ısrar etmelerinin sebebi de bundandır. Aliyyul Kârî, Şifa Şerhinde şu anlamda bir hadis nakleder. “Kalıplar benzeşince kalpler de benzeşir”. Böyle bir hadisi hadis kaynaklarında bulamamış olmamıza rağmen, doğru bir söz anlamında bu bir hadistir ve psiko-sosyal bir gerçeği anlatır. Nitekim günümüz düşünürleri de aynı şeyi söylemektedirler: “Georg Simmel, giyimin doğrudan yürüyüş temposunu, endamını, jestleri belirlediğini ve dolayısıyla benzer biçimde giyinen insanların benzer davranışlar sergilediklerini ileri sürer”

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

bu yazıya ait 12 yorum var

comment addKendi yorumunu ekle

arrow

  • 1 |

    basortusu

    26.02.2008 tarihinde , güven demiş ki

    selamun aleykum syn hocam.araplarda önceden beri başörtüsü zaten varmış.bunu erkekler bile farklı bir şekille başlarına örtüyolar.hatta şu anda bile kullanılıyor.buradan hareketle bayanların yakalarını ya da sizin ifadenizle döşlerini örtme işini başörtü gibi bir nesneyle yapmaları gerektiği çıkarılamazmı.tabiki başörtüsüne saygımız var ama bize sorulduğunda, karşımızdaki kişiyi ikna edebileceğimiz cevaplar vermek istiyoruz.saygılarımla...

    vote 5.5 Katılıyor musunuz?  evet (387)  /  hayır (314)

  • 2 |

    çok fazla anlamadığımız kelime

    31.03.2008 tarihinde , Mert Furkan demiş ki

    Hocam,öncelikle yapığınız çalışmalardan dolayı sonsuz minnet ve teşekkürlerimi sunarım...Allah sizden ve sizin gibi islam için çalışanlardan razı olsun....Lakin dikkat ettim de makale ve anlatımlarınızda çok fazla anlamadığım yada anlamakta zorlandığım kelimeler var...Ben ki üniversite mezunu biri olarak böyleysem?....Değişik eğitim seviyesindeki insanlar nasıl anlayacak takdirlerinize bırakıyorum..Çalışmalarınızda kolay gelsin der,başarılar dilerim..

    vote 5.1 Katılıyor musunuz?  evet (368)  /  hayır (348)

  • 3 |

    selam

    09.04.2008 tarihinde , recep demiş ki

    kuranda bir sürü ayet allah ve rasulüne uymayı emrediyor ilgili ayetleri peygamberimiz çok açık bir şekilde izah etmiştir.1400 senelik trihi uygulama buna şahittir. peygemberimiz kuranın açıklayıcısı ve uygulayıcısı değilmidir. yoksa kuranı sünnetten ayırma girişimlerinin başka bir gayesimi vardır? Allah hakkı hak bilip uymak nasip eylesin...

    vote 5.4 Katılıyor musunuz?  evet (350)  /  hayır (298)

  • 4 |

    mantıklı açıklama

    15.04.2008 tarihinde , bay arafat demiş ki

    saygı değer hocam;sizin gibi türkçeyi anlaşılır bir şekilde kullanabilen ve islami konulara vakıf birinin hem tv hem de int. ortamında varlığı bizi mutlu etmekte,güven vermektedir.dualarımızla hep yanınızda olduğumuzu unutmayınız.Allah yardımcınız olsun.

    vote 5.0 Katılıyor musunuz?  evet (353)  /  hayır (358)

  • 5 |

    Teşekkür

    24.04.2008 tarihinde , mehmetziya demiş ki

    Hocam Ağzına sağlık yaşadığımız zamanda insanları bilgilendirecek, ikna edecek ve problemleri giderecek şekildeki ifadelernizi okumaktan zevk alıyoruz.

    Peygamberimizin uygulaması net bir şekilde ortada bilinirken NEDEN ...NEDEN....? dir bilimez bu prof dediğimiz kişiler yorum yapma ihtiyacı duyarlar. Yoksateslimiyettemi Aksaklık vardır veya bizim onları bildiğimiz gibi mideğiller.

    vote 4.6 Katılıyor musunuz?  evet (242)  /  hayır (281)

  • 6 |

    Başörtüsü

    12.07.2008 tarihinde , Turcan Yantır demiş ki

    Sayın hocam, son bir cümle olarak başörtüsünü inkar edenin kafir olup olmayacağını açık açık yazsanız ne iyi olurdu.

    vote 4.9 Katılıyor musunuz?  evet (270)  /  hayır (283)

  • 7 |

    feraset ve basiret

    19.07.2008 tarihinde , Ahmet SARP demiş ki

    evrensel mesaj olan Kuran ın anlaşılması mesajı gönderene güven meselesidir . güvenirsen güven içinde olursun

    vote 5.3 Katılıyor musunuz?  evet (281)  /  hayır (254)

  • 8 |

    başı açık namaz

    11.08.2008 tarihinde , mehmet kara demiş ki

    allahın rahmeti mağfireti üzerimize olsun.Baş örtüsü sokağa çıkarken kadınların üzerlerine aldıkları örtü....ise bunlar evlerinin bir köşesinde namazlarını baş açık ifa edebilirler diyebilirmiyiz? bunun böyle olabileceğine şahsen ben inanıyorum.Ama sizler topluma mal olmuş şahsiyetlersiniz. bunu topluma sizler açıklamalısınız....selamlar.

    vote 5.3 Katılıyor musunuz?  evet (330)  /  hayır (290)

  • 9 |

    başörtüsü

    27.09.2008 tarihinde , mehmetnuriyazici demiş ki

    otuz sene öncesine kadar müslümanlarda böyle bir meseleleri yoktu en azından ben bilmiyorum şimdi müslümanlar ikiye bölünmüş durumda bence bilinçli bir şekilde bunu ortaya atmişlar çoğu müslümanlar işlerine geldiği için hz musanın kavmi gibi hemen dönüş etiler istenilse az bir kafa yorsalardı hemen oyunun farkına olacaklar aklı selim bir müslüman düşünse bakacakki hırıstıyanlıkta baş örtüsü var yahudiliktede var E kuranda açik bir şekilde emir var ohalde çoğu müslüman gerçek ıman etmesi lazim diye düşünüyorum

    vote 4.9 Katılıyor musunuz?  evet (258)  /  hayır (271)

  • 10 |

    Her şey ortada

    05.10.2008 tarihinde , Murat Mermer demiş ki

    Yüce Allah sadece bir ayaette (Nur, 31) hem başörtüsünü, hem de tesettürü apaçık bir şekilde emrediyor. Hala nasıl da "Kuran'da başörtüsü yok" diyebiliyorlar anlamak zor. İnsanlara örtmek, örtünmek zor ve sıkıcı gelebilir ama; bu, onlara inançlı kişilerin kafalarını karıştırma hakkını vermez. Allah onlara akıl, bizlere sabır versin. Allah razı olsun hocam.

    vote 5.6 Katılıyor musunuz?  evet (309)  /  hayır (244)

  • 11 |

    basörtüsü

    26.01.2010 tarihinde , zeynep demiş ki

    takana günah var demiyor kurani kerim tartismayada gerek yok takmayan düsünsün öyleyse hiristiyan bile kiliseye giderken yarimda örtse basini kapatiyosaa ben daha ne diyim müslüman olana saygilarimla

    vote 5.3 Katılıyor musunuz?  evet (140)  /  hayır (122)